ADİL DÜZEN İNŞASINDA ÖRNEK BİR LİDER: HZ. MUHAMMED
İnsan yaratılış itibariyle dört temel yetenekle
donatılmıştır. İnsan düşünen, hisseden, isteyen ve ünsiyet sahibi olan bir
varlıktır. Yaratmış olduğu âlemlerde Adil düzeni kurmuş ve bu düzenin devamını
sağlamakta olan yaratıcı, bu düzeni kendi dünyasında kurma görevini insanlara
vermiştir. İşte böylelikle bu dört temel yetenek de ilme dayalı Adil Düzen’in
kurulması için insana verilmiştir. Adil düzenin kurulmasında gereklilik,
inananlara verilen imar ve ıslah görevinin bozuk mal üretmesi kaçınılmaz olan
bozuk mekanizmalarla mümkün olamayacağının ve bu yüzden bu mekanizmanın
değiştirilmesi gerektiğinin bilinmesinden ileri gelmektedir.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Medine’ye
hicretinden önce Mekke’de, Mekke’nin ileri gelenleri, atalarının getirdikleri
ve kendilerinin de devam ettikleri düzene dokunmadığı takdirde yönetim
mekanizmasının başında ‘oturmayı’ dahi kendisine vermeyi teklif etmişlerdir.
Peygamber Efendimizin bu teklifi reddetmiş olması da şüphesiz, insanın
yaratılış gayesinin yönetim mekanizmasının başında oturmak olmadığı, mekanizmanın
bizzat kendisini Allah’ın öngörmüş olduğu sistem dâhilinde inşa etmek
olmasından kaynaklanmaktadır. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak
değerlendirildiğinde, Müslümanlara artık yaşanmaz bir hayat sunan mekanizmanın
Mekke’de mevcut durumda değiştirilememesi Medine’ye hicreti beraberinde
getirmiştir.
Medine’ye hicretin hemen ardından Peygamber Efendimiz Adil
bir Düzenin kurulması için gerekli olan mekanizmanın çarklarını bir bir inşa
etmeye başlamıştır. Bu çerçevede Medine site devletinin kuruluş belgesi olan ve
bu devleti oluşturan fert ve grupların tabi oldukları birtakım temel esasları
ortaya koyan Medine Anayasasını hazırlamıştır. Bir iç hukuk düzenlemesi olan
Medine Sahifesi/Anayasası ve merkezden taşraya gönderilen hukukî-siyasî talimat
da fıkıh literatürünün ilk nüvelerini teşkil etmektedir (Hamidullah, 1987; 24).
47 maddeden müteşekkil bu anayasa kent halkı arasında bir
tür sözleşme niteliğine sahiptir ve ortak bir vatandaşlık ortaya koymaktadır.
Anayasa’nın 1. ve 2. Maddelerine göre vatandaş kavramının içine yalnız
Müslümanlar değil gayrimüslimler de girmektedir. Ayrıca belge “Müslümanların
dini kendilerine, Yahudilerin dini kendilerinedir” (m. 25) ifadesi ile din ve
vicdan özgürlüğünün de temellerini atmıştır.
Anayasa’dan çok açık olmasa da Medine’yi bir siyasi bütün
olarak kabul ettiği anlaşılmakta ve dış düşmanlara karşı birlikte hareket etme
esası getirilmektedir. Hz. Peygamberin bu siyasi yapı içerisinde güçlü bir
konumda olduğu ve anayasada açıkça belirtilmese de adeta bu devletin başkanı
olarak kabul edildiği görülmektedir. Örneğin dış düşmanlarla yapılacak
savaşlarda ordunun komutanı Hz. Peygamberdir( m.36). Ayrıca gerek Müslümanlar
arasındaki ihtilaflarda, gerekse diğer gruplar arasındaki hukukî
uyuşmazlıklarda Hz. Peygamber’e yargı yetkisi tanınmıştır (m. 23, 42) [1].
Adil bir
Düzenin inşası için atılan önemli adımlardan birisi olan Medine Anayasası gerek
İslam Hukuk tarihi, gerekse Türk hukukunun gelişim aşamalarında İslam hukukunun
önemli rolü açısından Türk Hukuk Tarihi için de büyük bir tarihi değeri
haizdir.
Efendimiz
doğumunun üzerinden 1443 yıl sonra bile yaratılış gayemiz için yaşayabilme
noktasında bizlere rehber olmaya devam etmektedir. Âlemlere rahmet olarak
yaratılan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i kutlu doğumunun yıl dönümü
vesilesiyle sevgi ve rahmetle anıyoruz.