20 Nisan 2014 Pazar

ADİL BİR DÜZEN İNŞASINDA ÖRNEK BİR LİDER: HZ. MUHAMMED


ADİL DÜZEN İNŞASINDA ÖRNEK BİR LİDER: HZ. MUHAMMED

İnsan yaratılış itibariyle dört temel yetenekle donatılmıştır. İnsan düşünen, hisseden, isteyen ve ünsiyet sahibi olan bir varlıktır. Yaratmış olduğu âlemlerde Adil düzeni kurmuş ve bu düzenin devamını sağlamakta olan yaratıcı, bu düzeni kendi dünyasında kurma görevini insanlara vermiştir. İşte böylelikle bu dört temel yetenek de ilme dayalı Adil Düzen’in kurulması için insana verilmiştir. Adil düzenin kurulmasında gereklilik, inananlara verilen imar ve ıslah görevinin bozuk mal üretmesi kaçınılmaz olan bozuk mekanizmalarla mümkün olamayacağının ve bu yüzden bu mekanizmanın değiştirilmesi gerektiğinin bilinmesinden ileri gelmektedir.

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Medine’ye hicretinden önce Mekke’de, Mekke’nin ileri gelenleri, atalarının getirdikleri ve kendilerinin de devam ettikleri düzene dokunmadığı takdirde yönetim mekanizmasının başında ‘oturmayı’ dahi kendisine vermeyi teklif etmişlerdir. Peygamber Efendimizin bu teklifi reddetmiş olması da şüphesiz, insanın yaratılış gayesinin yönetim mekanizmasının başında oturmak olmadığı, mekanizmanın bizzat kendisini Allah’ın öngörmüş olduğu sistem dâhilinde inşa etmek olmasından kaynaklanmaktadır. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak değerlendirildiğinde, Müslümanlara artık yaşanmaz bir hayat sunan mekanizmanın Mekke’de mevcut durumda değiştirilememesi Medine’ye hicreti beraberinde getirmiştir.

Medine’ye hicretin hemen ardından Peygamber Efendimiz Adil bir Düzenin kurulması için gerekli olan mekanizmanın çarklarını bir bir inşa etmeye başlamıştır. Bu çerçevede Medine site devletinin kuruluş belgesi olan ve bu devleti oluşturan fert ve grupların tabi oldukları birtakım temel esasları ortaya koyan Medine Anayasasını hazırlamıştır. Bir iç hukuk düzenlemesi olan Medine Sahifesi/Anayasası ve merkezden taşraya gönderilen hukukî-siyasî talimat da fıkıh literatürünün ilk nüvelerini teşkil etmektedir (Hamidullah, 1987; 24).

47 maddeden müteşekkil bu anayasa kent halkı arasında bir tür sözleşme niteliğine sahiptir ve ortak bir vatandaşlık ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 1. ve 2. Maddelerine göre vatandaş kavramının içine yalnız Müslümanlar değil gayrimüslimler de girmektedir. Ayrıca belge “Müslümanların dini kendilerine, Yahudilerin dini kendilerinedir” (m. 25) ifadesi ile din ve vicdan özgürlüğünün de temellerini atmıştır.

Anayasa’dan çok açık olmasa da Medine’yi bir siyasi bütün olarak kabul ettiği anlaşılmakta ve dış düşmanlara karşı birlikte hareket etme esası getirilmektedir. Hz. Peygamberin bu siyasi yapı içerisinde güçlü bir konumda olduğu ve anayasada açıkça belirtilmese de adeta bu devletin başkanı olarak kabul edildiği görülmektedir. Örneğin dış düşmanlarla yapılacak savaşlarda ordunun komutanı Hz. Peygamberdir( m.36). Ayrıca gerek Müslümanlar arasındaki ihtilaflarda, gerekse diğer gruplar arasındaki hukukî uyuşmazlıklarda Hz. Peygamber’e yargı yetkisi tanınmıştır (m. 23, 42) [1].

Adil bir Düzenin inşası için atılan önemli adımlardan birisi olan Medine Anayasası gerek İslam Hukuk tarihi, gerekse Türk hukukunun gelişim aşamalarında İslam hukukunun önemli rolü açısından Türk Hukuk Tarihi için de büyük bir tarihi değeri haizdir.

Efendimiz doğumunun üzerinden 1443 yıl sonra bile yaratılış gayemiz için yaşayabilme noktasında bizlere rehber olmaya devam etmektedir. Âlemlere rahmet olarak yaratılan sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i kutlu doğumunun yıl dönümü vesilesiyle sevgi ve rahmetle anıyoruz.



[1] Cin Halil, Akyılmaz Gül, Türk Hukuk Tarihi, Sayram Yayınları, 2011, s. 94